Sen neymişin be abi?

1 23Nhan1%M
l CUMARTESI

gelmek dünyanın
en kolay işidir.
Muhterem atalarımızın
dediği gibi, “insan
inanmak istediğine inanır ”

P ROVOKASYONA

Başıma geliyor. Tanımadığım biri çeviriyor yolda… “Size hayranım, ne güzel yazıyorsunuz, kaleminizden hem kan, hem bal
damlıyor…”

Adım Ajda değil, “feveccühünüzl” diyemem…

Adım Tansu değil, “A ına sağlık, gel
öpiiimm anam, bacım, rdeşim, eniştem, yanaşınam, vatandaşım, marabam,
işçim, köylüm!” diyemem…

Gerçekçi bir şekilde geçiştiriyorum.
“Yalan da olsa söyle kardeşim, tekrar söyle, heyecanlı oluyor…”

i’ *k û

Gaza gelsem ne olur?

“Ben neymişim be abi!” derim, rahat
uyur, bi ldiğimi okumaya devam ederim.

Ederim, çünkü, Türki e’nin problemi,
eleştiri eksikliği, övgü fazlalığıdır.

‘k *k i’

Övgünün çok olduğu yerde, herkes
kendini peygamber zanneder. Herkes
kendini “vizyon sahibi” beller. Yarı-başkan, tam başkan, bir bölen, üç bölen, beş
bilen, elli bilen sanır.

Klasik provokasyonlarımıza bakalım.

Çıplak oy çoğunluğuna bakan rahmetli Menderes, “Gerekirse hilâfeti getirirsiniz, gerekiıse odunu bile milletvekili yaparım!” dedi. Kerize gelenler Yassıada’da
yargılandı, hapis yattı.

Yolların yürümekle aşınmayacağını
düşünen Süleyman bey, “Yüıüyün dedikse o kadar yürüyün demedik, pabucunu
,e

a_ _* g. l “şansa inanan,
W”
küser…”

(Joyce Carol Oates, 1 9 74)

KURTHAN FİŞEK v
Sen neymişßin

w

T’ za azık, asfaltımıza
‘ l › « yazı !” dedi. Yürüyenler yürüdükleriyle
ıkaldı.

& Iktisat profesörlüğünü “matah” zanneden
Tansu Çiller’e “Sen ne
profmuşunbeablam?”
dediler, inandı. işitme
diği lâf yok… .

Sosyaldemokratlara

ve demokratiksollara

ve altıokçulara bir şey

demeye gerek yok… “Umudumuzsun
abem!” dersin, inanırlar.
‘k *k *k

Kör ölür (veya yaşar), bâdem gözlü
olur.

Bir insanı çok fazla översen, kendini
“peygamber” zannetmeye başlar. Ama,
peygamberliğe soyunan da çarmıhını sır-‘
tında taşır.

Ağıt yakmayı unutursak, putlaştırmayı
içimize sindinnezsek, eleştirmeyi öğrenirsek, belki adam oluruz.

03%

› RECEP TAYYİP ERDOĞAN

be abi?

Elektrikli sandalyeye biraz fazla
oturmaya başladın… Yarasın!

Gazetecileri sevmemeni
anlıyorum. Onlar da seni sevmiyor
zâten…

Ama, “Tamam, bu iş burada
biter, bir daha belediyeye adım
atamazsınız, size diyet borcumuz
yok!” deyip, işini yapan
gazetecileri kapı dışarı etmen,
ileride şekillenecek “âdil düzen”in .
kimlere ne yapacağının
habercisidir.

İstanbul’un suyu kalmadı,
yağmur duaya kaldı. Hava kirli,
etraf pis, çevre beton…

Dahası, başkanlığını Yüksek
Seçim Kurulu henüz onaylamadı.

Bu olayda, arkanda, halkın
oyuna saygılı özgür basından
gayrısı yok… Haberin olsun,
kovduğun o gazeteciler, en
azından senin görüşlerini
aktarabiliyor.

Belediyede olup bitenleri
başkalarından öğrenirlerse, bundan
sonrası artık senin problemin…
l999’u zor bulursun…

~23Hi6AM Diva MASAMIZA
OTUIZTUMCA “EKONOMıK
T EDBııZLEıZ/’Doevıısııxıı ACIP
Bıızilii SATılZ OKUDU-ı›