CHP siyasetimizin hasta adamıdır!”

*cıır sivasetimizin hasta aılamıılırı***

(Cemil Sait Bar/as, 1954)

tarihlerde iktidar partisinin

0 başı olan rahmetli Menderes
bile ana muhalefetteki
CHP’den şikâyetçiydi. Etrafına devamlı yakınırdı: “Günde en az 500
to lantı yapıyor adamlar… Tâkip
emiyoruz… Ne yapacaklarına bir
Kurthcın FISEK

Dört buçuk ay sonra dediği çıktı.

Peki, rahmetli Cemil Sait Barlas’ın
1954’teki kehanetine ne demeli? En
öfkeli bir anında, “CHP sekiz yıldır

hasta bir (partidir, adam olmaz, iflah .

olmaz!” ıye buyurmuştu.
_ ÇHP iflah etti mi, şifa buldu mu?
Unlü Kürt Rap0ru’nu hazırlayıp

iki toplantıda ka- topun ağzına gerar versinler, biz len SHP eski
de ne yapacağı- Hakkari milletvemıza karar vere- kili Cumhur Kes_lim…” kin’i dinleyin, yo
cHPmin kro- rum sizin, karar
nik hastalığıdır, SİZİN-u
çok toplanır, her *t*

toplantıdan sonra
konuşur, sürüm

Tekrar meclise
‘giremediği için

de” kazamr- küskün falan de
Aslına bakılır- ğil Keskin… Kürt
sa, bazen kazanır, Raporu’na “mibazen kaybeder. marlık” yaptığı
Uzun vâdede, bir için hiç değil…
doğru bir yanlışı “Aynı şeyi yüz
götürür. kere, bin kere da
Meselâ, rahmetli Celal Bayar’ın
ettiği zannedilen lâfın Orijinalini, 0ndan on yıl ewel, 19 Eylül 1949’da,
bir başka rahmetli, Nihat Erim etmişti: “Yakın bir gelecekte Türkiye küçük bir Amerika halini alacaktır…”

ş Bu kehanet tutmadı, olmadık, ola
smadık…

Yine meselâ, rahmetli İsmet Paşa
ateş püskürmüştü: “Sabık başbakan
olmaktan korkan zatın korktu şey
en kısa zamanda başına ge ecektir…” (1 7 Ocak 1960)

ha y rım!” diyor.

Oarliıîn derdi “vefasızlık”…

Arkadaşımız Mehmet Korknıaz’a,
“Bundan daha vefasız parti olmaz!”
demeye getirmiş… Zaman tünelinden
geçip Cemil Sait Barlas’Ia tünelin
ucundaki aynı ışığı görmüş…

Yarım asır ewel, yarım asır sonra,
CHP’de yarın buluşuruz efendim…

(a) Buradaki “CHP”, hakiki ve hükmi şahıslar/a ilgili 0/mayıp, tamamen
sembo/ı’ktir. ` .

SAVUNACAK l

‘Dşmıızsıßuöwü vuızrvısıuvm

DONUNCEYE KADAR HÜKÜMET(
SAVUNMA BAKAN

Iıinılğistirmek t
isim değiştirmek

İYANEI’ İşleri Başkanlığı geçenD lerde açıkladı. Türkiye’nin “lâik

devlet” olmasından (19251) sonraki 67 yıl içinde, çeşitli dinlere mensup
11.141 kişi müslüman olmuş… Bunların 36’sı hindu, 140’ı ateist, 150’si yezidi, 1.115’i musevî, 8.950’si hıristiyan…
Geri kalan 750’si, daha önce hangi dinden olduklarını söylememiş… Kendileri
bilirler…

Neyse, din değiştirmek zor değil
Türkiye’de… Yıl ortalaması itibariyle,
üçte ikisi kadın olmak üzere, 167 kişi
müslümanlığı seçiyor. Ama, müslümanla evlenerek, ama kendileri seçerek…

Soyadı değiştirmek de zor değil…
Hele kadınlar için… Evlenirsin, olur biter.

Peki, ya isim değiştirmek? O “zor
çamaşır” işte… _

Gazetemizin “seri ilânlaı?’ sayfasında küçük bir “isim tashihi” vardı: “Ankara 10. Asliye Hukuk Hakimliğfnin
91/72? esas, 6.11.1992 karar sayı ı ilanı ile Ordek olan ismim Arzu olarak de
_ ğiştirilmiştir…”

Din ve soyadı değiştirmek için beş
dakika, ilkisim değiştirmek için, en
azından yirmi yıl… Mahkemeye gidebilmek için on sekizini bulma, mahkeme
karar versin diye iki yıl bekleme…

lğlinsaf! Ama, kime elinsaf?

Once bin yıllık Anadolu isimlerini
” âvur ismi” zannedip geri çeviren
” assas milliyetçi” nüfus memurları
` na… Sonra da, erkek beklerken kız ol
du diye, sinirlenen, sarhoş siniriyle kafa
bulan, isim değiştirmek için çocuklarına yirmi yıl işkence çektiren analara,
babalara…

“Buhar
bundan
bir asır
önce de
buhardı,
gama,
şimdi daha iyi kullanılıyor…”
(Ralph Waldo Emerson, 1877)

4 l Mülki iılareıle
neler oluyor?

ENlZLl valisi Oğuz Kağan Köksa|’ın, “Ne ulan bunlar? Hepsi

müstehcen, indirin, gözüm gör- ç’
mesın!” diye sanat galerisi duvarından

fotoğraf indirtmesi, sanat çevrelerini hop
oturtup hop kaldırtmıştı. “Sanat ve sanatçı düşmanı” ilân edilmişti’ valibek…

Şimdi de çevreciler isyanda… Denizli
il özel idaresinin 1993 bütçesi 38,5 milyar lira olarak bağlanmış… Çevre korunmasına ayrılan ödenekse 3 Iiraymış…
Bozdur bozdur harca…

Şaka değil, sahiden bozdur bozdur
harca, çünkü, ‘3 liranın 1 lirası onarım giderleri, 1 lirası taşıt alımları, 1 lirası teknik
personel ücreleri için…

Son haftaların gazetelerine bakılırsa,
tuhaf tuhaf şeyler olmaya başladı mülkî
idare sistemimizde… Allah sonumuzu
hayreylesin…

ışoıışın hevhevleriustunde! *

KMEK içi köfte (Big Mac) yerken ciE garaya sarılan 20 kadar polis okulu

öğrencisi, o öfkeyle, binanın camçerçevelerini indirmeye kalkışmış… Ankaralı imam-hatipler gösteri yaparken,
oradan geçen (tesadüfen) RP’li bir milletvekili dövülmüş… lstanbul’daki TUYAP
kitap fuarı basılıp kitaplar tepelenmiş, boş
zamandan bilistifade, HEP binası taranmış… “Şeffaf karakol” projesinin mimarlarından Haşmet Aysan da, pek şeffaf olmayan karakola çekilip dövülmüş…

Ya SHP genel sekreter yardımcısı, Er
zincan milletvekili Mustafa Kul’un başına
gelenler? _

Tesadüfen lstanbul’daymış… Siyasî şubenin gözaltına aldığı 16 kişinin âkıbetini
sormuş, meclis rozetini göstermiş,
“TBMM’ye güvenmiyoruz, yarısı anarşist, öbür yarısı PKK’lı…” cevabını almış…

Sinirlenmiş Kul… “Demokrasi karşıtı
bir güçsürıüz!” diye bağırınca karşılık
gelmiş…

“Oyle olsaydık sizi korumazdık, belediyenin itlâf ekiplerine terk ederdik…”

Hükümetin birinci yılı bitti, durum
vaziyetleri pek parlak değil, herkesin
heyheyleri üstünde… Noolursunuz, birbirimizin üstüne daha fazla gitmeyelim… Dokunulmayacak, değdirilmeyecek, değmeyecek bir tek Allah’ın kulu
yok Türkiye’de…

BİLAL MOLLAHUSEYİNOĞLU
AZAR gazetelerinde şipşirin bir kız çocuğunun
resmi vardı. Kucağında oyuncak pandası,
dünyadan habersiz, etrafına sıcacık
tebessümler dağıtıyordu. Nerede? Samsun
‘ adliyesinde… Niye? Sahibi olduğun aylık “Yeni
Söz” gazetesinde daha el ifbayı sökemeyen çocukcağızı ” enel yayın
müdürü” gösterrnişsin, yazdığın bir yazı yüzünden onun akkında 50 milyon
liralık manevi tazminat (ve ayrıca “ceza”) dâvâsı açılmış… Mahalli gazetecilik
dünyanın en zor, en tehlikeli, en şerefli işlerinden biridir. Hepsine “Zaten
naylon gazete çıkanyorlar!” damgasını vurduıtmaya hakkın yok… Mahalli
” basının son iki yılda verdiği şehitlere saygısızlık etmeye hiç hakkın yok…