Ambulansı niye ‘Snalubma’ biliriz (2)
KURTHAN FİŞEK’ .
İ Amlıulansı niye
‘snaluhma’ İIİİİIİZ? (21
IR memleketi, onun insanını iyi tanımak, çok iyi tanımak için, trafiğine çıkmak yeter. ‘
Trafik bir memleketin, o memleke
_ tin insanının aynasıdır.
Nerede kalmıştık?
Haaaaaa! İstanbul trafiğini düzeltmek
‘ için, Bayburtlu Bedrettin Dalan, Alman
ya’nırı Aachen’inden, Oskar Gerdom dostumun başkanlığında bir “uzman heyet”
getirtmişti. . v `
KF- Niye geldiniz? V
0G- İstanbul trafiğini inceleyip rapor hazırlamamız için çağırdılar. . . i
KF- Size ne? Almanya’da insanlar
mağara devrini yaşarken İstanbul’da
“trafik sorunu” vardı. Düzeltmek size
mi düştü? . T f
0G- Aslındalbiraz bencil davranıyoruz.
Almanya’da da trafik sorunlarımız var. Işıklı
kavşaklarda, hem sürücülerde, hem yayalarda “Alman-Türk ölümleri” dengesi bozuldu.
Eskiden Almanlar ölmezdi, ışıkların değişmesi beklenirdi. Şimdi,` neredeyse, »Türk kadar Alman ölüyor. ‘
KP- Niye?
0G- Sinyalizasyon sistemimiz bilgisayara
bağlı… Işıklar da ona göre değişiyor. Işığın _
değişmesini bekleyen Almanlar, beklemekten sıkılıp karşıya geçiveren, evlerine, kahvelerine daha çabuk giden vatandaşlannıza
özendiler. Ezilmeye başladılar.
. KF- Arabalarla, şoförlerle bunun ne
İ y ilgisi var? ğ > _
0G- Bizde “sarı ışık” yavaşlayıp durma işâretidir. Sizdeyse, gaza biraz fazla bas,
bir an önce geç işâreti… Şoförlerimiz de etkilendi sizden…
Uç numaralı Türkiye dersi…
Akım denildiğinde kakam anlama
huyumuz var? ~
ş ‘A’ #k r
Bir sürü ders daha aldım İstanbul trafiğinden…
Belediyenin tahsis- ettiği siyah plakalı araba her kuralı çiğniyordu. Devlet kötü örnek olursa, vatandaş beterini yapar.
Otoyol vasıtaları, özellikle ağır araçlar devamlı soldan gidiyordu. Zannedersin İngiltere’desin…`Zamansız çağ atlama felâket
getirir. “Ağır Vasıtalar Sağ Şeritten Gidecek” işâretine aldırrnayan bir TIR’ı polisler
yakalamıştı. Şoför meram anlatıyordu:
“Ben ağır vasıta değilim abicim vallaaa, 180 gidiyordum…”
Bir sürü Türkiye dersi daha… Ya
özeti?
Nalıncı keseriyiz…
***k
23 Nisan 1995 akşamı, Flash-TV’nin sıcacık “Pazar Kahvesi” programındaydım. 5
Ankara Sanat Tiyatrosuhun üç genç yaratıcısı vardı karşımda… İhtiyarlara fazla
ayıp olmasın diye sıkıştırrnadılar.
Ama, sekiz yaşındaki Cem üstüme geldi.
Soru sordu:
“Bize nasıl bir Türkiye bırakmayı
düşünüyorsunuz?” 7
Verebileceğim tek dürüst cevabı verdim:
“Rahmetli dedem, rahmetli babama Birinci Dünya ve İstiklâl Savaşı’nı
bıraktı. Rahmetli babamdan, bana,
inci Dünya Savaşı kaldı. Kardeşimin
mirası Kore Savaşı’ydı. . . ‘ ‘
Duraladım o an… Güler yüzünü, iyimserliğini yitirmemiş miniminnacık Cem’in m0ralini bozmak istemedim:
“Sana inşallah Uçüncü Dünya Savaşı’nı bırakmayız…”